Web siteniz mobil uyumlu mu
Marka Hikayeleri

“Anadol” Bir Tarihsin Sen!

 Türkiye’nin Gündemi Çok Sık Değişiyor. Ancak Birkaç ay öncesini hatırlarsak. Yerli Araba Üretimi tekrar gündeme gelmişti. Hükumet destekleyeceğini söylemiş. Bir Çok firma bu işe gönüllü olmuş, hatta doğmamış çocuğa ad koymak misali, üretilmemiş yerli otomobilimiz için isim önerileri için anketler bile düzenlenmişti… Sonrası Bir Türkiye Klasiği Gündem çok çabuk tüketti bu konuyu da, bu konuda hiç bir gelişme olmadan hooop gündem başka konulara taşındı gitti… Hep söylüyorum. Üke olarak üretmeyi değil ama konuşmayı çooook seviyoruz….  

Neyse Asıl Konuya Dönelim;  Günümüzde bile hala büyük bir hayran kitlesine sahip olan Türkiye’nin İlk Aracı Anadol, 1966 yılında üretilmeye başlanmış ve Anadol Türkiye Otomotiv Endüstri’nin ilk seri üretim otomobili olmuştur. Sağlamlığı, ekonomik fiyatı ve basit teknik yapısıyla kısa sürede Türk tüketicisinin gönlünde taht kuran Anadol, üretildiği 18 yılda 100 bini aşkın kişiye ulaşmış ve otomotiv tarihindeki yerini almıştır. Dün akşam okumakta olduğum kitap olan, Türkiye Tarihinde önemli bir adam, Rahmetli “Vehbi KOÇ’un” “Hayat Hikayem” adlı otobiyografisinde, Türkiye Tarihinin İlk ve Tek yerli arabası “Anadol’un” hikayesini yaratıcısının ağzından okumak beni çok etkiledi. Ve Üreticisinin Ağzından Anadol’un hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum :

ANADOL

…. Bir Akşam Ankara’da, Otokoç Şİrketimizin önünde dinlenmekte olan Bernar Nahum ve oğlum Rahmi Koç’un, yedek parça almak üzere gelen bir bayinin pikabı dikkatleri çekiyor. Bunun Sac olmayan bir maddeden “fiberglas-cam-elyafı”ndan yapıldığını görüyorlar, merak edip araştırıyorlar. Bu maddenin, İsrail’de Paletsine Automobile Corporation Ltd Şirketince yapıldığını ve ilk defa İzmir Fuarı’nda teşhir edildiğini öğreniyorlar.

1963 Ekim’inde Rahmi Koç, İsrail’e gidiyor ve şirketin yaptığı çeşitli arabaları görüyor. Biz araştırmalarımıza devam ettik ve aynı maddeyi İngiltere’de Reliant firmasının yaptığını öğrendik, 1965 başında Londra’ya gidip Reliant’la görüştük, anlaşmaya vardık, ayrıca teknik konusunda da Ford’la anlaştık. Hükümetimize başvurduk. SAnayi Bakanı Mehmet Turgut’a gönderdiğim Nisan 1965 tarihli, “Bir Otomobil Sanayinin Kuruluşu Hakkında Rapor” başlıklı yazımın sonuç kısmında, bu işe adımızı,şerefimizi koyduğumuzu şöyle anlatmıştım:

“Varlığım, Türkiye Cumhuriyetinin varlığıyla kaimdir. Memleketimin yükselmesi en büyük gayemdir. Ampul ve lastik sanayinin bu memlekete gelmesinde hizmetim olmuştur. Halka ucuz buzdolabı temin etmekle hizmet ettiğime kaniim. General Electric’le kurmaya karar verdiğimiz motor ve kompresör fabrikası bitince, memleketten bir buzdolabı için çıkacak döviz miktarı 30-35 dolara inecektir. (şimdi 7 ila 9 dolardır) Simens ile Mudanya’da kurmakta olduğumuz yer altı kablo fabrikasının, memleketin ihtiyacını temin ettikten başka, birkaç yıl sonra ihracata geçeceğine inanıyorum.

Bir dizel motor fabrikası yapmak için Ford Kumpanyası nezdindeki teşebbüslerim devam etmektedir. Ufak bir otomobilin memleketin ekonomisinde büyük faydalar sağlayacağı kanaatindeyim. Teklif ettiğimiz bu arabayı yapabilmek için uzun bir çalışma yaptık. Her hesabımız açıktır. Bu işte sermaye ve şerefimi ortaya koyuyorum. Ufak bir muvaffakiyetsizliğin efkari umumiyece affedilmeyeceğini müdrikim ve Hükümetim müzehir olduğu takdirde, bu işte muvaffak olacağıma inanıyorum”

1966 Şubatında Sanayi Bakanı Mehmet Turgut, Otomobili o yıl sonuna kadar imal etmemiz şartıyla hükümet müsadesini verdi. Otomobilin fiyatı 26.800 lira olarak tesbit edildi.

1966 yılı Otosan’ın fiberglas bir binek arabası yapmak için yoğun çalışma devresi oldu. Temmuz 1966’da arabaya ne isim vereceği hususunda geniş bir anket yapıldı. 100.000’den fazla cevap geldi. Teklifler arasında en uygununu seçmek üzere, rahmetli Cevdet Fehmi Başkut, Burhan Felek, Profesör Memduh Yaşa, o zaman İstanbul Teknik Üniversitesi rektörü olan Profesör Bedri Karafakioğlu ve zamanın Ticaret ve Sanayi Odaları Genel Sekreteri Profesör Necmetin Erbakan’dan müteşekkil bir jüri kuruldu. Eylül 1966’da İlk Türk otomobiline “ANADOL”  adı verildi.

Bu otomobil piyasaya çıktığı zaman aleyhinde çeşitli sert yazılar yazıldı. Fiberglas gövdeyi öküzün, atın yiyeceğinden bahsedildi. Bu alaylar tiyatrolara kadar girdi. Fakat araba çalıştı. Halk aldı, bindi. Türkiye’nin her yanına dağıldı. Her iklimde Çalıştı. Anadol’u alanlar Avrupa’ya, Afrika’ya gittiler, geldiler. Arabanın yolda kalmadığını gördüler. Anadol’a karşı büyük bir rağbet başladı.

Anadol arabasının gövdesini sacla yapmayışımızın sebebi, imalat programımıza göre, Türkiye’de en az birkaç yıllık imalatımızın 4 bin arabayı geçmemesiydi. Sac yaparsak bu arabanın kalıp ücreti 4,5 milyonla 5 milyon dolar arasında olacaktı. O vakit dolar 9 lira olduğuna göre 45 milyon lira ediyordu. Bugün 70 milyon lira tutar. Maliyet çok yüksek olacaktı.

Anadol Fiberglas olduğu için iki kapılısını, dört kapılısını, stationwagon tipini, sporunu yapmaya başladık ve buna devam edeceğiz. Böylece, işe Anadol ile başladık. Anadol’la Türkiye’de otomobil endüstrisinin kurucusu olduğumuzu söylemekten kıvanç duymaktayım.

Vehbi Koç – Hayat Hikayem-

 

 

Article written by Reyhan

Aklımda kırk tilki, kırkınında kuyruğu birbirine değmiyor. İstanbul'da büyüdüm. İstanbul'da yaşam her zaman karışıktır. Bu nedenle hep koşuşturma içerisinde olur insan. Çocukluğumda gazeteci olmak isterdim. Olmadı... Şimdi Blog yazıyorum. Hakkımda daha detaylı bilgiye ulaşmak isteyenler http://www.reyhanacikelli.com/ 'da yer alan kişisel sayfamı inceleyebilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Web siteniz mobil uyumlu mu